MUHSİN ERTUĞRUL‘A
HASRET
Tiyatrodan içeri
girdim. Herkes oradaydı bugün. Hem tanıdıktı yüzler hem de değildi,
takındıkları halleriyle. Bambaşka bir hava vardı içeride. İnsanlar sohbetlerini
hatta gülüşlerini bile sessizce, belli bir ölçüde yapmaktaydı. Tüm aktiristler
pek bir özenli giyinmişlerdi. Tüm aktörler de aynı özeni göstermişti
elbiselerine. Aktrisler birer hanımefendi, aktörler de tam bir beyefendi
gibiydiler. Sadece üstleri başları değildi onları öyle kılan, hareketleri öyle
nazik, öyle kibar, öyle inceydi ki. ‘’Bugün önemli bir şey mi vardı unuttuğum
‘’ diye düşündüm. Ne bir küfür uçuşuyordu havada, ne de basit sohbetler
ilişiyordu kulağıma. Birbirlerine sevgiyle bakan insanlar görüyordum. Ayşe ile
Fatma yan yana oturmuş birbirlerine övgüler yağdırıyordu. Bir an kala kaldım
yanlarında. Öyle sıcak, öyle samimi ve içtendiler ki. Daha dün kanlı bıçaklı
değiller miydi? Bir rol için birbirlerini kötüleyip durmuyorlar mıydı
başkalarına? Onları ne değiştirmişti ki? Ayşe, Fatma’ nın yanından kalkıp Esma’
nın yanına gitti. Onu takip ettim. ‘ Heh!’’ dedim
‘’Dedikodu başlıyor. ‘’ Esma ile öpüşüp ‘’Fatma ne kadar
yetenekli değil mi? Onunla meslektaş olduğumuz için ne kadar övünsek az ’’
deyivermez mi? Yanlarından ayrıldım. Biraz ilerledim, sanki kimse beni görmüyordu,
hararetli sanat sohbetlerinde pür dikkat birbirlerini dinleyen kümeler
oluşmuştu salonda. Kimileri Türk tiyatrosunu yeniden şekillendirmekten, ama
bunu yaparken geleneksel Türk tiyatrosuna olan borcumuzu unutmamak
gerekliliğini vurgulayıp, mirasımızın takipçileri olarak yenilikçi olmamızdan
söz ediyorlardı. Kimileri ‘’daha evrensel bir dil bulmamız şarttır. Ülkemizin
değerli oyuncuları dünya starlarıyla eşdeğerdedir, bunu bütün dünyaya
gösterecek bir proje hazırlamalı, itina ile çalışmalıyız. Kendi kültürümüzle
bezeli evrensel bir tiyatro dili ‘’ diye konuşuyorlardı hararetle. Kimi
tecrübeli oyuncuların etrafını sarmıştı genç oyuncular, bir köşede de.
Usta oyunculardan biri nasihatlerde bulunuyordu, genç aktör ve aktrisler de onu
can kulağıyla dinliyor, hatta içlerinden bir iki tanesi ellerinde kâğıt kalem
not alıyordu. Ne muhteşem bir manzara, durdum ve coşkuyla‘’ Herkese merhaba! ‘’
dedim. Bütün kafalar aynı anda bana dönüp, aynı yönü işaret ederek ‘Şiiiişşşt ‘
dedi. Bir baktım işaret ettikleri yerde bir askılık, askılığın üstünde de şapka
ve trençkot asılıydı. Yanındaki odanın kapısı açıldı birden bire.‘’ Ne oluyor?
‘’ demeye kalmadan bir baktım dışarı çıkan, Muhsin Bey! Göz göze geldik. Bana
baktı ve gülümsedi. Dedi ki ‘’ Benden sonra tufan olmamış’’
Bu bir rüya mıydı?
Gerçek olabilir miydi yoksa?
Keşke gerçek
olsaydı!!!
Kitap için notlar Nisan 2013
Sevtap Çapan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder